Miyase Sertbarut

Çocukları ve gençleri edebiyatla tanıştırmak...

Çocukluğumu ömrümün sonuna dek canlı tutabilmemin tek yolu çocuklar için yazmak. Kitaplarımda anlattığım her çocuğu yaşıyorum. Mutlu çocuk, mutsuz çocuk, seven çocuk, öfkeli çocuk, yaramaz çocuk, uslu çocuk, korkak çocuk, kahraman çocuk... Hepsi içimde ve hepsi yazdıklarımda.

Bana benzeyen ve bana benzemeyen insanları anlattım, size benzeyen ve size benzemeyenleri... Yakınlaştırmak istedim ötedekileri, uzaktan bakmak istedim yakınımdakilere, daha iyi görebilmek ve gösterebilmek için.

Dünya iyi bir gezegen olsun istiyorum. Bu da üzerinde yaşayanların iyi olmasıyla mümkün. İyi olmak ise başkalarını tanımak ve anlamaktan geçiyor. Başkalarını ve kendimizi tanımanın en iyi yolu da okumak.

Romanlar, öyküler, masallar okuyan her çocuk kendini başkalarının yerine koyabilmeyi öğrenir. Doğuştan var olan bencilliği kitaplarla azalır. Bencil, kıskanç, hırçın, doyumsuz insanların çoğalmasını istemiyorum. Bu olumsuz özellikleri giderebilecek en iyi ilaç çocukluktan başlayarak okunan kitaplardır.

Edebi Felsefe

Sessizliği Bölüşmek

Hikayenin peşinde koşarken, cafcaflı salonların gürültüsünden uzaklaşıp sessiz mutfak masalarının samimiyetine sığınıyorum. Her satır, hayatın içindeki görünmez bağları yakalama çabasıdır, sessizliği bölüşmek isteyen tüm ruhlar için yazılmış samimi bir davettir.

Macro close-up of a fountain pen nib touching textured bone-colored paper, a tiny drop of dark ink spreading naturally, warm morning sunlight, shallow depth of field, atmospheric
Macro close-up of a fountain pen nib touching textured bone-colored paper, a tiny drop of dark ink spreading naturally, warm morning sunlight, shallow depth of field, atmospheric
— Çalışma Ritüeli

Yazmak, her sabah boş beyaz ekranla karşı karşıya gelip derin sessizliği dinlemektir. Klavyedeki harfler parmaklarıma dokunduğunda, yeni bir dünya sessizce kurulmaya başlar, odadaki yalnızlık bir anda sona erer.