Site Menüsü

KOKUSUNU ARAYAN ÇİLEK

     KOKUSUNU ARAYAN ÇİLEK Çizmeli Kedi Yayınevi 64 sayfa

kitaptan tadımlık
.........

“Ah,” demiş içinden “sihirli bir değnek olsa, dokunsa dallarıma. Beni yine küçük ama lezzetli, kokusu unutulmaz meyveler veren bir anne yapsa. Sevinçle dans ederdim o zaman doğanın rüzgarında.”

Ama sihirli değnek bekleyerek bir şey elde edememiş anne çilek. Böyle çözüm bulamayacağını, bekleyerek yavrularını kurtaramayacağını anlamış. Henüz meyveye dönüşmemiş beyaz çiçeklerine bakmış, onlar da birkaç gün sonra kokusuz meyve olacakmış. Komşularına uzanıp onların yavrularını koklamış. Onlar da sap gibi, saman gibi, tatsız tuzsuz, kokusuz sarkıyormuş dallarda. Çiftçi o yıl herkesi değiştirmiş çok para kazanmak uğruna.

“Umudum ormanda.” diye düşünmüş anne çilek. Yapraklarındaki koku alıcıları ormana çevirmiş. Tıpkı bir anten gibi hassasmış insanların göremediği alıcılar. Anne çileğin aradığı ise uzak bir akrabaymış. Derken almış kokuyu. Sevinçten, heyecandan titremiş yaprakları. Dönmüş küçük yavrusuna:

“Galiba bir şansımız var, ama nasıl uzanacağız o akrabamıza kadar?” demiş.

Dünyayı, doğayı, ormanı henüz tanımayan yavru çilek bu sözlerden bir şey anlamamış. Annesi açıklamış:

“Orada, ormandaki ağaçların altında, çalı diplerinde dağ çilekleri var. İnsanın dokunmadığı, ilaç, zehir atmadığı... Onlarda öyle güzel koku tozları var ki, küçük bir tanecik bile bulaşsa bize, inan yeter yedi göbek ötemize.

Yavru çilek de ormana doğru yöneltmiş koku alma hücrelerini. Hafif, hoş kokular gelmiş onun da burnuna.

“Hımm," demiş, "ne kadar tatlı bir koku bu. Lütfen biz de öyle olalım anne." demiş.

Anne çilek düşünmüş taşınmış ve kendince bir plan yapmış. Yavrularına ve çiçeklerine planını anlatmış.

“Kök salacağım taaa orman içlerine. Toprak altından yol bulup ulaşırım akrabalarıma. Onlar beni kırmazlar, bir tanecik istesem, binlerce toz verirler. Ama siz de bekleyin, büyümeyin hemencik. Güneşten de gizlenin." demiş.

Sanki bu planı duymuş gibi kabak tarlasından da destek gelmiş anneye. Birkaç iri yaprak kırılarak dallarından ve rüzgara tutunarak uçup gelmişler anne çileğin üzerine. Yavruları güneşten ve gözlerden gizlemişler. Böylece bütün gücünü köklerine vermiş anne çilek. Toprak altından yol bularak, yılan ve fare deliklerini kullanarak orman içlerine ilerlemiş. Anneleri bütün gücünü ve suyunu köklere verdiği için yavru çilekler ve çiçekler ister istemez büyümeden beklemişler.

Ormandaki minicik dağ çilekleri toprak altındaki kımıltıyı hissetmişler. Önce solucan veya karınca olmalı demişler, ama toprak üzerine doğru çıkan iki yaprağı görünce akrabaları olduğunu bilmişler. Sevinçle karşılamışlar onu, sarılıp koklaşmışlar. Bu kucaklaşmalar sonucunda pek çok dağ çileği tozu bulaşmış anne çileğin yapraklarına. Dallarındaki emici tüyler aceleyle almışlar tozların özünü ana gövdeye aktarmışlar. Koku özü oradan çiçeklere uzanmış. Her şey bir anda değişmiş çiçeklerde, parlamışlar, canlanmışlar. Küçük yavru çilek de heyecanla bu kokuyu içine çekmiş. Uzun ayrılıklardan sonra vatanına kavuşan insanlar gibiymişler.