Site Menüsü

SİSİN SAKLADIKLARI





 
YazarMiyase Sertbarut
TürüRoman
TemalarAile bağları , Çevre , Doğa sevgisi
Yaş Grubu12 Yaş , 13 Yaş , 14 Yaş , 15 Yaş
Sınıf5.Sınıf , 6.Sınıf , 7.Sınıf , 8.Sınıf
Baskı Detayları13,5 x 19,5 cm, 208 sayfa, enso


Kargaların kaç yıl yaşadığını biliyor musunuz? Kargaların genlerini insanlara aktarmaya çalışan genetikçiler... Genetik çalışmaların yapıldığı üs tüm bir yöreyi, insanları ve doğayı tehdit etmeye başlayınca; yaz tatilini teyzesinin köyünde geçirmekte olan İlay, arkadaşı Fuat ve teyzesinin, insanları kobay olarak kullananlara karşı giriştikleri nefes kesici mücadelesini anlatmaktadır.

ECE ARAR - Yazar- Köşe yazarı -
Radikal Gazetesi, kitap eki, 3. 06. 2005

Miyase Sertbarut'un yazdığı 'Sisin Sakladıkları'nda başrolleri gizem peşindeki İlay ve 300 yaşındaki kargası paylaşıyor.

Sisin Sakladıkları öyle sağlam bir kurguya sahip ki, insan yazar nasıl bir metotla çalışmış diye merak ediyor okurken. Sanki bir yumak yavaş yavaş çözülüyor ve sonra tekrar toplanıp eski hâline kavuşuyor. Evet, sahiden de bir yün yumağı gibi bu kitap. İlay; başkahramanımız mesela; nasıl da sahici. Omletini ketçap ve mayonez olmadan yemeyen, acilen bir cep telefonu isteyen, arkadaşlarıyla sinemaya gitmek, dertleşmek en büyük eğlencesi olan ve Anadolu'yu, köyleri sadece filmlerden tanıyan, dalgasını geçen İlay gibi pek çok çocuk var. Eh, ben de onlardan biriydim yıllar önce, dolayısıyla İlay roman boyu nasıl bir değişme uğrayacak diye oldukça merak ettim.

Yazar; daha kitabın başında, ilk aşkını yaşayan, annesiyle iletişim problemleri olan, kendisinden uzakta olan babasından medet uman bu sevimli kızı bize öyle bir anlatıyor ki; annesinin zoruyla hiç görmediği teyzesinin yanına, köye gidecek olan İlay için yaz tatilinin bir maceraya dönüşeceğinin sinyalini en başında alıyor okur.

İlay'ı filmlerde gördüğünden daha farklı bir manzara bekliyor Sisbağ'da... Aslında macera daha trende başlıyor; annesinin arkadaşının oğlu Fuat'la birlikte Kars'a seyahat eden İlay kompartımandaki yabancıyla tanışmak, konuşmak istiyor. Yabancı ise hiç arkadaş canlısı değil. İki arkadaş bu kişinin izini sürerken adamın bir telefon konuşmasına şahit oluyorlar ve biraz da gençliklerinin verdiği heyecanla parçaları bir araya getirip var olduğun sandıkları bir sorunu çözmeye çalışıyorlar. Aslında sahiden de bir sorun var. Bir kere Sisbağ sisler içinde, hem de sapsarı bir sis bu. İlay'ın teyzesi de olayı çözmek isteyenler arasında. Sisbağ'daki maden ocağının altın aramayla bir ilgisi olmadığını düşünüyor ve bu gizli kapaklı işi çözebilmek ve köyünü eski hâline getirmek için İlay'dan yardım istiyor. İlay ve Fuat olayları çözmeye çalışırken, teyzenin neredeyse üç yüz yaşında olan bir arkadaşıyla da tanışıyoruz. Mavi Karga kuşaklardır İlay'ın ailesinin yanında.

Kitap bize kargalarla ilgili öyle güzel bilgiler veriyor ki, Samed Behrengi'den sonra yazar Sertbarut'la birlikte tekrar kargaları sevmeye, onları yeniden önemsemeye başlıyoruz. Genetik araştırmaların yapıldığı Sisbağ'da öyle ilginç şeyler oluyor ki, kitabın sayfalarını heyecanla çevirmek için bir çocuk olmak gerekmiyor. Sisin Sakladıkları heyecanlı bir roman; günümüzde geçen, çağı yakalamış, şimdinin çocuklarını kesinlikle çok heyecanlandıracak bir roman hem de.

Miyase Sertbarut umarım macera dolu gençlik romanları yazmaya devam eder. Bütün gençler için yaz tatili boyunca ellerinden düşüremeyecekleri bir kitap arıyorsanız Sisin Sakladıkları raflardaki yerini aldı...


KİTAPTAN TADIMLIK

Kahvaltıda Kötü Haber

O pazar sabahı Nilgün Hanım kahvaltıyı balkona hazırlamıştı.
İlay’ın sevdiği fıstıklı salamdan bile vardı masada.
Pazar sabahları annesinin kahvaltı masasına özel yiyecekler
koymayı sevdiğini biliyordu İlay, bunun için şaşırmadı;
ama mutfaktan tereyağlı omletin kokusu da gelince durumda
bir olağanüstülük olduğunu sezmeye başladı. Yine kötü
bir şey olmuştu anlaşılan, çünkü masada annesinin nefret
ettiği ketçap ve mayonez şişeleri de boy gösteriyordu.
Annesi ve babası boşanacaklarını İlay’a söyledikleri gün
de masaya kızlarının en beğendiği yiyecekleri koymuşlardı.
Patates kızartması, kuru köfte, bol mayonezli rus salatası
ve büyük boy kola şişesi. İlay patateslerin üzerine ket-
çabı boca ederken ikisi de her zamankinin tersine seslerini
çıkarmamışlardı.
“Acaba annemin tayini mi çıktı?” diye düşündü oturmak
için sandalyeyi çekerken. Buna üzülürdü doğrusu. Annesi
hastanede doktordu; son aylarda, tayinim çıkabilir deyip
duruyordu. Eğer başka bir yere taşınacak olurlarsa oturdukları
semtteki arkadaşlarından, en çok da Tayfun’dan ayrılacağı
için çok üzülürdü.

Altı aydır kalbinden ve hayalinden çıkaramadığı Tayfun’la
yeni yeni yakınlaşmaya başlamışlardı. Ah! Okulun
en yakışıklı çocuğuydu Tayfun. Onun gibisini bir daha bulamam
diye düşünüyordu İlay. Çocuk bir hafta önce arkadaşlık
önerisinde bulunmuş, İlay da fazla düşünmeden
hemen kabul etmişti. İlay’ın parkta dolaşıp kafede diz dize
oturduğu, gözlerinde bambaşka ışıklar ve gölgeler gördüğü
ilk erkek arkadaşıydı bu çocuk. Diğer arkadaşları Tayfun’u
fazla onaylamamışlarsa da İlay’ın kalbi sanki yalnızca onun
için çarpıyor gibiydi. İlk aşkın, ilk sevgilinin yarattığı coş-
kuyla kendisini dünyanın en mutlu insanı olarak görüyordu
şimdi. Eğer annesi başka bir kente gitmeleri gerektiğini
söylerse buna kesinlikle ayak direyecekti. “Babamla kalı-
rım o zaman,” diyebilirdi. Babasının buna itirazı olacağını
sanmıyordu. Annesi üzülürdü, ama ne yapsın, Tayfun’dan
ayrılmamak için her şeyi yapabilirdi.
Mutfaktan gelen tereyağlı omlet kokusu eşliğinde hayallere
daldı. Balkonlarına yakın duran heybetli çınar ağacına
tünemiş, gagaları tuhaf bir biçimde kısa, üç kargayı da görmüyordu.
Kargalarsa bütün dikkatlerini İlayların balkonuna,
balkon masasındaki yiyeceklere vermişlerdi. İki hafta
önce bu çınar ağacının dalında duruyor olsalardı, bu üç
tuhaf karga İlay’ın dikkatinden kaçmazdı. Özellikle de normal
kargalara göre daha kısa kalmış gagaları ve tavuk bacağı
kalınlığına ulaşmış bacaklarıyla... Ama İlay iki haftadır
rüyalarının prensini bulmuş ve bütün dünyayı unutmuş bir
durumdaydı. Bu kuşları görseydi bile dünyanın en güzel
bülbülleri, kanaryaları gül dalına konmuş da ona şarkılar
söylüyormuş gibi gelecekti. Eh, ne de olsa İlay genç kızlığa
ilk adımlarını atmış, âşık bir kızdı.