Site Menüsü

KAPİLAND'IN KOBAYLARI












YazarMiyase Sertbarut
TürüRoman
TemalarArkadaşlık , Bilim , Bilim kurgu ,Tüketim
Yaş Grubu10 Yaş , 11 Yaş , 12 Yaş
Sınıf4.Sınıf , 5.Sınıf , 6.Sınıf , 7.Sınıf, 8. Sınıf









Gençlerde giderek artan şiddet eğilimine önlem olarak geliştirilen bir şurup: anti-row.

Evet, artık şiddet eğilimi görülmüyordu çünkü gençler sadece tüketmeyi, daha çok yemeyi, atıştırmayı düşünüyorlardı. Anti-row şurubu ve GDO’lu gıdalar, toplumsal şiddeti yok etmişti; ama Kapiland’ın, insan sağlığına yönelen ticari şiddetini başlatmıştı.

Kapiland'ın Kobayları, ASLI TOHUMCU, Radikal Gazetesi Kitap eki, 27.04.2007

Belirli konular etrafında gezinen, kim bilir belki bunu cazip ya da tehlikesiz bulan çocuk ve gençlik yazınımızda, dünya çocuk yazınında karşılaştığımız gerçekçiliği bulmak zor. Okullarımızda yaşanan şiddetin haberlerini alıyoruz. Uyuşturucunun lise kapılarında çekirdek satılır gibi bir rahatlıkla satıldığını okuyoruz. Çocukların, yetişkinlerin ve yaşıtlarının cinsel istismarına maruz kaldığını biliyoruz. Milliyetçilik ya da dindarlık kisvesi altında ırkçılığın, faşizmin büyütüldüğünden haberdarız.

Aynı şekilde, temelinde ekonomik çıkarlar yatan uluslararası politikalardan da haberdarız. Hormonlu domates ve biberden, katilinin bile midesinin kaldırmadığı cinayetlere kadar bir dolu olayın arkasında bir yabancı güç ve o gücün ekonomik çıkarlarını aramak sıradanlaşalı çok oluyor. İçimizden gözünü karartmış kahramanlar çıkmadığı için midir bilmem, 'adam sen de' deyip geçiyoruz birçok şeye. Peki ya, çocuklarımızı bu irili ufaklı tatsız gerçeklere hazırlama konusunda ne kadar istekliyiz? Korkarım, bu haber ve komploları öğrenmeye ne kadar istekliysek o kadar.

Miyase Sertbarut, ilkgençlik çağındaki okurlar için yazdığı Kapiland'ın Kobayları adlı romanında, günümüzde ne yazık ki sıradanlaşmış ve kanıksanmış ekonomik bir komployu konu ediniyor... Türkiye'de çok tehlikeli bir virüs oluşmuştur. Özellikle yedi ve on yedi yaş grubu üzerinde etkili olan bu virüs gençleri şiddete yöneltmektedir. Neyse ki; Kapilandlı bilim adamları, Türk bilim adamlarıyla bir araya gelerek, bu virüse önlem olarak bir şurup geliştirirler. Anti-row adlı bu şurup nedense bütün okullarda bedava dağıtılır ve sağlık bakanlığının ilgili, ilgisiz bütün resmi birimlerle birlikte yaptığı yoğun propaganda sonucu, Türkiye'de yaşayan yedi-on yedi yaş arasındaki bütün çocuklar Anti-row şurubu içmeye başlarlar.

Kapitalizmin oyunu

Gençlerde şiddet eğilimi yok olmuştur, ama bunun nedeni şurup mudur, yoksa gençlerin hızla tombullaştıkları için hareket etmeye bile üşenmeleri midir belli değildir. Aslında nedeni pek de önemli değildir, çünkü kimse nedenleri kurcalamaz. Gençlerin hepsi, lokmasını daha çiğnemeyi bitirmeden acıkır hale gelmiştir. Evlerin mutfak masrafı aşırı derecede artar. Aileler bütün süpermarketlerde aşırı ucuza satılan hazır ürünlere hücum eder. Tabii ki bu ürünler Kapiland'da üretilmektedir.

Kapiland'ın takkesini düşürüp kelini bütün Türkiye'ye gösteren, her duyduğuna körü körüne inanmayan, tam da bu olaylar başlamadan önce, okuduğu kitaplardaki gibi bir macera yaşamadığı için hayıflanan Hayri olur. Daha işin başında, gençleri şiddete yönelten bir virüsün varlığına inanmayıp şüphelenen Hayri, şurubu içiyormuş gibi yaparak kendini korur. Arkadaşlarının Marjinal lakabını taktıkları bu delikanlı, şüphelerine inanan dedesi ve edebiyat öğretmeni sayesinde olayı çözer. Çocukları kobaylaşmaktan ve erken bir ölümden kurtarır (büyüyünce genetik mühendisi olmak istemesi boşuna değildir). Kapiland'ın ucuz, genetiği değiştirilmiş gıdalarla dünya çapında elde ettiği ekonomik başarının da sonu getirilir böylece.

Bütün bu macera boyunca sorgulamadan inanmanın ve kabullenmenin tuhaflığı, korkularımız tarafından yönetilmenin kötü sonuçları üzerinde durur Miyase Sertbarut. Dünyada, risklere rağmen tehlikeye atılan ya da riskleri görmeden kendini tehlikeye atan ama tehlikeyi görünce de geri adım atmayan insanlar olduğu gibi, her şeyden kendine bir çıkar sağlamaya çalışan ve vurdumduymazlıklarıyla çıkarcıların ekmeğine yağ süren insanlar da vardır. Yazar, tarafını açıkça belli ederken romanda, okuyucusundan da taraf tutmasını bekler gibidir. Bu heyecanlı macera romanını, özellikle, kahramanlarımızın okul müdürü ve müdür yardımcısı üzerinden bol espri üreterek bir kez daha renklendirmeyi de ihmal etmez.

Marjinal ve dedesinin hafif fantastik becerileri (Marjinal'in cisimlerin içini görebilmesi, dedesinin bitkilerin dilinden onlarla konuşma derecesinde anlaması) olayın çözümüne yardımcı olsa da, son noktayı bilim adamları koyar. Tabii ki konu seçiminde taşıdığı gerçekçiliği finalinde taşımaz roman. Aksi takdirde, Marjinal, dedesi, edebiyat öğretmeni ve onlara yardım edenler, romanın sonunda Kapilandlı ajanlar tarafından ortadan kaldırılır, hatta yeni bir şurupla, varlıkları en yakınlarına bile unutturulurdu. Ama bir ilkgençlik romanı için anlaşılabilir ve kaldırılabilir bir son yazar romana Miyase Sertbarut.

2006 Tudem Edebiyat Ödülleri İlkgençlik Romanları birinciliğini kazanan Kapiland'ın Kobayları, özellikle macerasever küçüklerin kaçırmaması gereken bir roman.
ASLI TOHUMCU




KİTAPTAN TADIMLIK

Marjinal, büyükbabasının evine gittiğinde asla yemek
yiyemezdi. Ona göre büyükbabasının tenceresinde kaynayan
şeyler yemek değil, ilaç gibi kokan ot çorbalarıydı.
Hiçbir yemek kitabında yer almayan çorbalar... Pazarda bile
görmediği tuhaf tuhaf yapraklardan yemekler yapardı yaşlı
adam. Kazayağı, hindikulağı, çebelek gibi tuhaf adları olan
otlardı bunlar.
Marjinal, büyükbabasının da aslında marjinal, yani sıra
dışı biri olduğunu düşünürdü çoğu zaman. Kendisi yalnızca
semizotunu, ebegümecini ve ısırganı gördüğünde tanıyabilirdi;
diğerleri genel olarak ottu onun için. Büyükbaba bu
otların bazılarını bahçesinde yetiştirirdi. Yalnız yaşıyordu,
bahçede otlarıyla uğraşırken beş yıl önce ölmüş olan karısını
arada bir sitemle anar, “Benim çorbalarımdan içseydi şimdi
birbirimize can yoldaşı olmaya devam edecektik,” derdi
içini çekerek.
Yaşı, Türkiye’nin yaş ortalamasını çoktan geçmişti. Marjinal,
onun hiç ölmeyeceğini, kendisi öldüğünde bile büyükbabasının
hâlâ yaşıyor olacağını fantastik bir hayal olarak
kurgulardı arada sırada.
O sabah da Marjinal, “Okul çıkışı büyükbabama uğrasam
mı acaba?” diye düşünürken servisin şiddetli kornasıyla
daldığı düşüncelerden sıyrıldı. Aracın sürgülü kapısını güçlü

bir kol çekişiyle, neredeyse çarparak, gürültüyle açtı. Arka
koltuktaki gençler bir ağızdan “Yuh!” diyerek kapı açışını
kınadıklarını belli ettiler. Marjinal aldırmadı, sürücünün tam
arkasına denk gelen, her zaman oturduğu koltuğa geçti.
Servis sürücüsünün adı Satılmış’tı. Marjinal, ona bu nedenle
acırdı. Kendini Satılmış’ın yerine kolayca koyabiliyordu.
Bir yandan da kendi durumunun onunki kadar vahim
olmayışına sevinmiyor değildi. Servisteki öğrenciler sürücü-
ye “Sati” demeyi yeğlerdi çoğu zaman, küçükler ise Sati
Ağabey...
Satılmış’ın ensesindeki et benine bakmaya başladı Marjinal.
Okula gidinceye kadar hep bu siyah bene bakardı
zaten. O gün bir farklılık vardı bende, biraz daha büyümüş,
nohut tanesi gibi olmuştu sanki, oysa cuma günü bıraktığında
mercimek kadardı. Haberi var mıydı acaba Sati’nin bundan.
Söylese mi? Sati, kendisinden yedi sekiz yaş büyüktü.
Marjinal dayanamadı. Sati’nin omzuna iki kez vurup dikkatini
çekti. Sati, aynadan ne var der gibi baktı ona.
– Ensendeki ben...
– Ne olmuş ensemdeki bene?
– Büyüyor galiba.
Bu konuşma Marjinal’in yanındakileri de, arkasında oturanları
da kahkahaya boğdu.
Daha arkadakiler konuşmayı duymadıkları için birbirlerini
dirsekleyip ne oldu, ne var, niye gülüyorlar diye sordular.
Marjinal’in yanındaki öğrenci, bütün servise duyurdu olayı:
– Marjinal, Sati’nin ensesindeki benin büyüdüğünü söylüyor!
Kahkahaya arka sıralar da katıldı. Hemen espriler üretmeye
başladılar. Söylenen bir gerçekliği saçmalığa dönüştü-
rüp herkesi güldürmeye çalışmak her zamanki alışkanlıklarıydı
zaten.
– Senin de kulakların büyüyor Marjinal!
– Aaa, serçe parmağım da büyümüş bakın, orta parmak
kadar olmuş!
Ama Sati onlar gibi yapmadı. Suratı kaygılı bir hal aldı ve
aracın hızını kesip bir eliyle direksiyonu tutarken diğeriyle
ensesini yokladı. Doğru söylüyor diye düşündü. Büyüme,
son zamanlarda iyice belirginleşmişti.
Marjinal’in hemen arkasında oturan sınıf arkadaşı Yiğit
de alay etme fırsatını kaçırmadı:
– Senin de ensende tüyler çoğalmış oğlum, yakında kurt
adam mı olacaksın ne?
Marjinal içten içe bozuldu, ama belli etmedi; zayıf yanını
belli ettiğinde bu çocukların kendisine daha çok yükleneceklerini
deneyimlerinden biliyordu. Bu nedenle bir kurt
gibi hırlayarak arakasına döndü:
– Bana fazla sokulmasan iyi olur kuzucuk, karnım acıkırsa
arkadaş markadaş dinlemem yutarım, ona göre!
Servistekiler bu sözleri gülünç bulmasalar da itişip kakış-
maya, bağırıp çağırmaya fırsat sayarak gürültüyle güldüler.