Site Menüsü

YILANKALE










Yazar       Miyase Sertbarut

Türü         Roman

Temalar   Çevre , Doğa , Doğa sevgisi

Yaş Grubu           10 Yaş , 11 Yaş , 12 Yaş

Sınıf         4.Sınıf , 5.Sınıf , 6.Sınıf , 7.Sınıf , 8.Sınıf

Baskı Detayları    13,5 x 19,5 cm, 128 sayfa, enso
















Yılanların kraliçesi Şahmeran, ölüme giderken kızgındı insanlara. Ama içini rahatlatan bir yumurta bırakmıştı yerin yedi kat altında. Günü gelince yılanların kraliçesi o yumurtadan çıkacaktı. Yılanların ve insanoğlunun öfkesini o denetleyecekti.

Kitap insanlar ve yılanları zaman zaman buluşturarak eğlenceli ve heyecanlı bir yolculuk sunuyor okuyucuya. 

Yılankale, kendi toprağımızın efsanelerinden yola çıkıp çağdaş çocuğun fantastik okuma arayışlarına güzel bir seçenek sunuyor.


TADIMLIK: 

Çukurova’da yaşayan bütün halkların çok iyi bildiği

gibi Tarsus Kralı’nın iyileşmesi için Şahmeran’ın canına

kıyılmıştı. Ama ne efsanelerde ne hikâyelerde yer alan ve

insanoğlunun bilmediği bir gerçek vardı: Şahmeran’ın yakalanmadan

önce yer altında bıraktığı yumurta.

Yılanlar ondan geriye kalan tek şey olan bu hatıraya

gözleri gibi baktılar. Sıcaktan, soğuktan, düşen taşlardan,

yer altı kartallarından, altın arayan definecilerden, kazı

yapan arkeologlardan, yolunu şaşıran gezginlerden korudular.

 

Zamanı gelince yumurta ince ince çatlamaya başladı.

Tüm yılanlar nefes almadan izliyordu olup biteni. Alacalı

iri yumurtadan yavrunun başı çıkmaya başladığında kı-

pırtısız kaldılar, yüzünü gördüklerinde hepsi birden rahatlayarak

soluk aldılar. Bu ıslıklı, biraz çıngıraklı, derin

ses, yakın köylerden bile duyuldu. İnsanlar fırtına çıkacak

zannetti, köpekler bilinmeyen bir düşman yaklaşmış gibi

uludu.

Yumurtadan çıkan yavru, Şahmeran’ın aynısıydı. Yeraltından

bir daha dönmeyen ve başına ne geldiğini bilmedikleri

kraliçelerinin kopyası. Belden aşağısı kendileri

gibi, belden yukarısı güzel bir kız, Şahmeran’ın kızı.

Tüm yılan soyu bu kutlu doğuşu taçlandırmak için üç

gün üç gece şenlik yaptı. Bilge yılanlar, yumurtadan yeni

çıkmış bebeğin kulağına fısıldadı:

“Sen artık bizim Şahmeranımızsın!”

Genç yılanlar görkemli danslarının sonunda bir ağızdan

haykırdılar.

“Şahmeran yeniden doğdu! Kutlu olsun!”

Mavisel Yener (Cumhuriyet Kitap 2010, 5 ağustos)             

           Çocukken, Şahmeran’ı önce anneannemin bakır tepsisindeki resimden, sonra da satırlardaki yolculuklarımdan tanıdım. O zamanlar efsanevi bir yaratık olan Şahmeran ben büyüdükçe kılık değiştirdi yüreğimde. Yaşar Kemal’in, Murathan Mungan’ın, Sennur Sezer’in dilinden okuduğumda yetişkindim artık. Şahmeran ne yılan, ne insandı; yalnız ve hüzünlüydü, ihanete uğramıştı. Şahmeran, ülkemdi belki de… Mezopotamya topraklarında doğmuş Şahmeran efsanesiyle ilgili kimsenin bilmediği bir gerçek (!) var ki, onu da Miyase Sertbarut, Yılankale adlı romanında fısıldadı kulağıma.

            Öncelikle Şahmeran efsanesini anımsayalım. Günümüzden binlerce yıl önce, yedi kat yerin dibindeki mağaralarda yaşayan yılanlar varmış. Meran adı verilen bu yılanlar, çok akıllı ve iyi yüreklilermiş. Arkadaşlığa, dostluğa, sevgiye değer vererek, barış içinde mutlu bir hayat sürerlermiş.  Meranların başında Şahmeran denilen eceleri varmış.  Genç ve güzel bir kadın olan Şahmeran hiç yaşlanmazmış.   Geçmişten günümüze kadar gelen bu efsaneye göre Şahmeran'la karşılaşan insanoğlu Camsab'mış. Yoksul bir ailenin oğlu olan Camsab, evinin geçimini arkadaşları ile odun satarak sağlarmış. Bir gün arkadaşları ile birlikte bir kuyu dolusu bal bulan Camsab, arkadaşlarının açgözlülüğü yüzünden kuyunun içindeki bal bitince kuyuda bırakılmış. Terk edilen genç cebindeki çakıyı kullanarak burada gördüğü bir deliği genişletmiş ve daha büyük bir yere geçmiş. Uyandığında etrafının yılan ve ejderhalarla dolu olduğunu görmüş. O sırada yarı insan yarı yılan olan Şahmeran yanına gelmiş ve konuşmuşlar. Camsab kendine yapılan ihaneti anlatmış. Camsab'ın anlattıklarını dinleyen Şahmeran onu kuyudan çıkaracağını söylemiş. Fakat gençten ömrü boyunca asla yerini söylemeyeceğine dair söz alan Şahmeran, ona yeterli miktarda dünyalık vererek genci kuyudan çıkarmış.

           Köyüne dönen Camsab, ülkesinin hasta hükümdarının iyileşebilmesi için Şahmeran'ın etinin önerildiğini duymuş ama ses çıkarmamış. Bir gün arkadaşları ile sohbet ederken Şahmeran'ı gördüğünü ağzından kaçırmış. Arkadaşları tarafından bu olay padişaha ulaştırılmış. Padişah Camsab'ı huzuruna çağırarak Şahmeran'ın yerini göstermesini istemiş. Fakat Camsab bir türlü Şahmeran'ın yerini söylememiş. Kendisine altınlar ve vezirlik unvanı verileceğini duyan Camsab Şahmeran'ın yerini vezire gösterivermiş. Vezir bazı sihirli kelimeleri söyleyerek Şahmeran'ı altın bir tepsi içinde kuyunun dışına çıkarmış. Vezir'in adamları Şahmeran'ı öldürüp onun etini hükümdara yedirmişler, hükümdar sağlığına kavuşmuş.

           Şahmeran'ın insanoğluna olan sadakati ve iyi niyetine karşılık gördüğü ihaneti anlatan efsanelerin farklı çeşitlemeleri olsa da, Yılankale’nin omurgasını oluşturan motif yukarıdaki efsaneden alınmış. Romanda Şahmeran efsanesine bir tuğla daha koyuluyor. “Ne efsanelerde ne hikâyelerde yer alan ve insanoğlunun bilmediği bir gerçek vardı: Şahmeran’ın yakalanmadan önce yer altında bıraktığı yumurta.”(s,7)

           Yılanlar, Şahmeran’ın bıraktığı o yumurtaya gözleri gibi bakarlar. Sıcaktan, soğuktan, taşlardan, yer altı kartallarından, definecilerden, arkeologlardan, yolunu şaşıran gezginlerden korurlar. Zamanı gelince yumurta çatlar ve Şahmeran’ın aynısı Yılankale topraklarının derinliklerinde, yumurtadan çıkar. Başına neler geldiğini bilmedikleri kraliçelerinin kopyasının doğmuş olması yılanları sevindirir. Bu gerçeğin bilinmemesi gerekir, çünkü insanoğlu dünyaya yeni bir Şahmeran’ın geldiğini öğrenirse tarih yeniden yaşanabilir.“Uğursuz bir ağız, onun etinin şifalı olduğunu ve ölümsüzlük vereceği söylentisini sağa sola yayardı. Birileri ne yapıp edip Şahmeran’ın kızını bulur ve şifa palavrası uğruna öldürürdü.” (s, 8)

           Şahmeran’ın yumurtasının çatladığı o günlerde, Adana’daki Sonsuzluk Pasajı’nda, Sahaf Sami bir kitap satar.  Sayfalar arasından çıkan harita,  defineci İhsan ve on iki yaşındaki yeğeni Mahir’i Yılankale’nin eteklerine götürecektir. Define haritasındaki Osmanlıca yazılar çift başlı kartal heykelinin gömülü olduğu yeri işaret eder. İflah olmaz defineci İhsan bu kartalı bulup ömür boyu onu rahat ettirecek serveti kazanacağını düşleyerek Adana’dan Ceyhan’a coşkuyla gider. Yardım etmesi için yeğeni Mahir’i yanına alırken ona yalan söylemiştir. “Bizim Sahaf Sami’nin arazisi varmış orada. Sami amcan geçenlerde dedesinden kalan bir mektup bulmuş. Mektuba göre orada gömülü altınlar varmış. Savaş zamanında düşman eline geçmesin diye gömmüş adamcağız.”(s,28) İhsan’ın bu yalanı ne kadar sürdürebildiğini tahmin etmek zor olmasa gerek! Çünkü Mahir, pek çok çocuk gibi sorgulayıcıdır.

           İhsan, define haritasında tarif edilen yerin, iki yaşlının yaşadığı bir kulübeye denk geldiğini görünce bu sorunu çözmekte gecikmez. Evi kiralayacak, böylece kazısını rahatça yapacaktır. Yaşlıların ona evi kiralaması için onlara yazar olduğunu ve sessiz bir ortamda çalışması gerektiğini söyler. Böylece, İhsan’ın söylediği yalanlara yenisi eklenmiş olur. Köydeki herkes Yılankale’ye bir yazarın geldiğini sanmaya başlar. Romanda, Mahir’in yanı sıra sorgulayıcı biri daha var: Çoban Ali. Çoban Ali bu yazarın kim olduğunu merak eder; hem bunu öğrenmek hem de yazılacak romana katkıda bulunmak için, bir daktilo yüklenerek köy evine yollanır. İhsan, aklına ilk gelen yazarın adını söyler “Ben Özdemir Asaf’ım” der. Çoban Ali’nin bu yazarı araştırabileceği aklına bile gelmez. İnsanoğlu’nun toprağı kazmaya başladığı haberi Şahmeran’ın kızının kulağına çoktan gitmiştir. Yılanlar bundan kaygı duysalar da, Şahmeran’ın kızı sabretmekten, öfkeye kapılmamaktan yanadır.

           Amca, yeğen define kazısını devam ettirirken, amca definenin yerini tespit etmek için akıl dışı yollara başvurur. İhsan’ın boş, batıl inançlara bel bağlaması mizahi bir dille anlatılır. İhsan defineye kavuşur mu, Şahmeran’ın kızı annesine insanoğlunun yaptıklarını öğrenir mi, yeryüzünü yılanlar basar mı, Mahir’in bulduğu gizemli saç teli kime ait, evrendeki en acımasız canlı kim? Bunların yanıtlarını merak ederek, sayfalardaki serüven dolu yolculuğumuz devam eder.

           Miyase Sertbarut, Türk çocuk yazınının yetkin bir kalemi. Miyase Sertbarut’un seyir defterinde neler olduğunu hep merak ederim. Tüm yapıtlarında olduğu gibi, Yılankale’de de okura heyecanlı bir okuma sunmuş. Kitabın sonunda ortaya çıkan bilimkurgu damarı bir yana, okurun ilgisini fantastik yazına ve efsanelere çekecek bir yapıt. Okuyanın pek çok alanda dağarcığını genişletecek bu romanda yazarın dilini göz ardı etmek haksızlık olur. Adana ve Ceyhan arasında yükselen Ceyhan Ovasına hâkim tepe üzerine kurulmuş, halk arasında “Şahmeran Kalesi” olarak da bilinen Yılankale’de geçen bu romanda, betimlemelerdeki etkili anlatımın rengi, sesi, kokusu unutulacak gibi değil. “Kale öyle bir tepeye kurulmuştu ki, insanda ister istemez bir saygı uyandırıyordu. Fiziksel bir gücü varmışçasına, her an b,r yerlerinden kollar uzanacak ve sizi alıp karanlık mahzenlerine kapatacak bir imparatora benziyordu.”(s,29)

           Sertbarut’un kaleminde, Ceyhan’ın toprağındaki, taşındaki, ağaçlarındaki kıpırtıların ve ince çığlıkların şifresi var. Yazar, doğduğu topraklara olan borcunu öderken yöreselden evrensele ulaşan bir ses yakalıyor Yılankale’de.  İnsanoğlunun kendine, doğaya karşı ne denli acımasız olduğu düşündürülürken, coğrafya ve tarihin romana yansıması çocuk okuru sıkmadan veriliyor. Bilimsel, akılcı düşünceden yoksun olan defineci İhsan’ın kimliğinde batıl inanışlar; asılsız rivayetler, asılsız inançlar, üfürükçülük sorgulanmış.“Bildiğim bir dua var. Bu duayı bir kâğıda yazıp horozun boynuna asacağız. Güneş doğmadan hayvanı buralarda dolaştıracağız. Horozun durup ötmeye başladığı noktayı da kazacağız. Çünkü define neredeyse orada ötecektir.”(s,89)

           Romanda gönderme yapılan iki yazar var: Yaşar Kemal ve Özdemir Asaf.  “Bilirsin değil mi bizim Yaşar Kemal’i. Buralıdır. Çukurovalıdır, hemşeriyiz. Hep bu toprakları anlatır, bir de güzel anlatır ki… Sanki dersin roman değil, gerçek.”(s, 53) Miyase Sertbarut okuru Yaşar Kemal okumalarına davet ederken hemşerisi olan yazarla olan bir başka ortak noktası da dikkatimizi çekiyor. Yaşar Kemal usta, nasıl ki, binlerce yıldan beri anlatılan efsaneleri yeniden yoğurup güncel olaylara yaklaştırdıysa, Miyase Sertbarut da bunu çocuk okurlar için yapmış.  Yılankale’nin merkezinde üç ana karakter var ama ufacık bir kazı yaptığımızda yan karakterlerin hepsinin metinde önemli görevler üstlendiğini fark ediyoruz. Romanda niçin başka biri değil de Özdemir Asaf anılmıştır? Okurlarını Asaf’ın güçlü soluğuyla tanışmaya göndermek istemiş olabilir Sertbarut. Belki de Şahmeran’ın gerçek yalnızlığı ile Asaf’ın “Yalnızlık Paylaşılmaz"da anlatmaya çalıştığı yalnızlık arasında görünmez bir bağ kurmak istemiştir.

           Özdemir Asaf’ın şiirlerinin bir bölümünde toplumla, yaşadığı çağla ve kendisiyle hesaplaşması gözlemlenir. Bu yaklaşımla bakılırsa Yılankale’de yaşananlar da bir çeşit hesaplaşmadır. İnsanoğlunun çelişkileri, aç gözlülüğü, kaçışları, umutsuzluğu, umudu,  kaygı, yalan ve ihanetleri sorgulanır kitapta. Şahmeran’a yapılan ihanet, Yılankale’de çağdaş ihanetler olarak karşımıza çıkar. “İnsanoğlunun hem kendi soylarına hem başka soylara yaptıklarını yılanlar yapsaydı utançtan kıpkırmızı kesilirlerdi.” (s, 70) Doğaya, kültürel mirasa, insana, kendine ihanet! İnsanoğlu var olduğundan bu yana yeryüzünde ihanet vardır; peki, kesintisiz olarak kanayacak mıdır bu yara? Özdemir Asaf yukarıdaki dizelerinde “üç bin on beş”e götürüyor bizi, o yıllarda da ihanetler olacak mıdır ki?  “İnsan”ın kansız damarı olan kalleşlik üzerine çocukların düşünmesinin tam da zamanı!

 Mavisel Yener (Cumhuriyet Kitap 2010, 5 ağustos)

 www.maviselyener.com