Site Menüsü

ÖĞRENCİLERİN GÖZÜYLE ÖĞRETMENLER

ÇOCUK ve GENÇLİK EDEBİYATINDA 
ÖĞRENCİLERİN GÖZÜYLE ÖĞRETMENLER

Giriş 
İyi bir eğitim öğretimin önemi, günümüzde artık hiç kimsenin karşı çıkamayacağı bir gerçektir. Eğitim öğretimin niteliğini belirlemede ise kuşkusuz en önemli ölçülerden biri öğretmenin niteliğidir. Öğrencilerin gözüyle öğretmenlerin ele alınacağı bu çalışmada, çocuklar ve gençler adına söz söyleme hakkı, çocuk ve gençlik edebiyatı alanında yayımlanmış yapıtlar arasında Yazar Miyase Sertbarut’un yapıtlarına verilecektir. 



Nasıl Bir Öğretmen?           
Söz verilecek ilk yapıt “Kapiland’ın Kobayları”dır. Romanda olayın kahramanları lise öğrencileridir. Olayların pek çoğu bir okulda geçer. 

Okul binası, çevremizdeki pek çok okul binası gibi “çirkin bir sarıya boyanmış”tır. Konuşmayı, kalabalığa seslenmeyi çok seven, her zaman anlatacak bir şey bulan okul müdürü, yine pek çok okulda olduğu gibi her sabah konuşma yapmadan öğrencileri içeri almaz. Öğrenciler, duya duya ezberledikleri bu söylevleri dinlemeyip kendi aralarında şakalaşırken beklentileri de aynıdır:“Uzun bir söylev çekmez umarım.” (KK, s. 16)                

Okuldan içeriye girildiğinde karşılaşılacak ilk öğretmen aynı zamanda tarih öğretmeni de olan Okul Müdürü Çetin Bey’dir. Derslere girip tarih anlatmak onun gözünde dünyanın en sıkıntı verici işidir. Müdür yardımcılığı yaparken de yalnızca bir sınıfın dersini üstlenmiştir. Buna rağmen o sınıfa da türlü gerekçelerle (Kimi zaman dersinin olduğu saatte toplantısı vardır, kimi zaman Milli Eğitim Müdürlüğünden çağrılmıştır.) gitmez. Öğrencileri hakkındaki düşünceleri ise son derece olumsuzdur: “Deneyimlerinden biliyordu ki bu yeni kuşak acayip acayip sorularla kendisini sıkıştırmak isterdi. Kimse kimsenin ne sorusunu ne yanıtını dinler,aynı soruları sorulmamış gibi sorardı. Böylesi durumlarda Çetin Bey, liseli gençlerin aptal olduğunu düşünmekten kendini alamazdı.”  (KK, s. 23)

Okulda görevli öğretmenlerden biri de Ekrem Bey’dir. Onun için de durum pek farklı değildir. Bir bilginin nasıl aktarılması gerektiğini çok iyi bilse de “kendisi bütün bunlarla uğraşma coşkusunu yitireli uzun zaman olmuştu”r. (KK, s. 78) 

Görüldüğü gibi Çetin ve Ekrem öğretmenler için meslekleri onlara sevinç ve mutluluk vermekten oldukça uzaktır. Bu durumun öğrenciye olumlu yansımayacağı ise açıktır. 

Öğrencileri inciten tutumlardan bir diğerini ise Çetin ve Ekrem öğretmenlerle aynı okulda görevli Sevda Hanım sık sık yineler. Sevda Hanım, herkesin adını aklında tutabilirken iş öğrencilerine gelince onların adlarını birbirine karıştırır. Bu durum gençlere öğretmenleri tarafından “birey olarak” görülmediklerini bir kez daha anımsatır: “Bu da gösteriyor ki o da diğer öğretmenler gibi bizi birey olarak görmüyor.” (KK, s. 73) 

Öğrencilerini notla yola getirmeye çalışmak, öğretmenlerin düştüğü yanlışlardan biridir. Düşük notun, öğrenciyi yüksek not alma konusunda motive edeceğini düşünmek, çoğu zaman gerçekçi değildir. Öğrencinin kusurlarından yola çıkmak, öğretmen öğrenci ilişkisini bozan en önemli nedenlerden biridir. “Sil Baştan Aşk” romanının kahramanlarından Çiğdem’in de öğretmeninin, iyi bir öğretmen olmadığını düşünürken onun bu tür tavırlarını ölçü aldığı görülür. Çiğdem, 7. sınıf öğrencisidir. Öğretmeninin ödevini beğenmemesi onu düş kırıklığına uğratır: “Öğretmen ödevimi beğenmedi anne. Dolmakalemle yazmalıymışım, kâğıtlarım da kirli ve kırışıkmış. Kötü not verdi. Zaten sıfırcının biri, düşük not vermeyi iyi öğretmen olmak sanıyor.” (SBA, s. 17)
Öğrencilerinin ödevini beğenmediği için ona düşük not veren öğretmenlerin yanı sıra, ne olup bittiğini anlama çabası içine girmedikleri için notu öğrencilerini cezalandırma aracı olarak kullanan öğretmenlerle karşılaşmak da olasıdır. 
    
İkizler İz Peşinde” adlı kitapta yer alan “Yıllar Sonra” adlı öyküde olanı biteni sorgulamadan öğrencisine kızan, hatta üzerine bir de ona düşük sözlü notu veren bir İngilizce öğretmeni vardır. Oysa öğretmen, öğrencisine karşı olumsuz bir davranış sergilemeden önce onu dinleseydi kendisini kızdıran olayın aslını öğrenebilirdi. İşin aslı şudur: Öğretmen, her zaman işlenecek konuda geçen yeni sözcükleri tahtaya yazarak öğrencilerden onları üçer kez tekrarlamalarını ister. Bunu bilen öğrenciler, aralarından birine (Aysel’e) şaka yapmak ister. Öğretmen, sözcüğün tekrarlanmasını istediğinde bütün sınıf susacak, böylece Aysel öğretmeninin belirlemesiyle “herkesten önce bas bas bağıran” durumuna düşecektir. Düşündükleri gibi olur. Bu durum sınıfı kahkahalara boğarken öğretmenin Aysel’i suçlamasına, ona kızmasına, düşük not vermesine neden olur. Öğretmen, yapılan şakanın farkında olsaydı belki Aysel yerine arkadaşlarına böyle sevimsiz bir şaka yapan sınıfa kızacak ya da o da gülüp geçecektir. Oysa öğretmenler, yapacakları haksızlıkların öğrencilerinin güvenini sarsacağını, onları yaralayacağını unutmamalıdır. 

İyi öğretmen olmanın farklı ölçüleri varsa da “öğrenciler arasında ayrım yapmamak” herkes tarafından kabul gören ölçülerden biridir. Görev yaptıkları okulları seçme olanağı bulamayan öğretmenlerin kimi zaman bu durumdan yakındıkları görülür. Bu yakınmalar, öğrenciler arasında ayrım yapmayı da beraberinde getirir. “Çöp Plaza” romanında anlatılan olayların yaşandığı Gülova Mahallesi’nin öğretmenleri görev yerlerinden memnun değillerdir: “Öğretmenler uzak sitelerden arabalarıyla ve düşleriyle gelirlerdi. Düşlerinde bu mahallede öğretmenlik yapmak değil, iki kilometre ötede Elit City’deki okullardan birine kapağı atmak vardı.” (ÇP, s. 36)  
Görev yaptıkları mahalleden ve okuldan memnun olmayan bu öğretmenlerin, öğrencilerini olur olmaz azarladıkları görülür: “Arabalarını park edip okul bahçesinde yürürlerken gözleri hep kuzeydeki yüksek ağaçların, yüksek duvarların arkasındaki yüksek binalarda olurdu. Bu nedenle önlerini göremez ve bahçede koşturup duran çocuklara çarparlardı. Sonra çarptıkları çocuklara bağırırlardı: 
– Neden önüne bakmıyorsun! Kör müsün?” (ÇP, s. 36-37)


Öğretmenlerin bu duygu ve düşüncelerle girdikleri sınıflarda da öfkeleri sürer. Karşılarındaki öğrenciler kirlidir. Türlü türlü evlerden atılan başka başka insanların ayakkabılarını, ceketlerini, gömleklerini giydikleri için kendilerine özgü kokuları yoktur. Birilerinin istemedikleri için attıkları bu giysilerin kokusu çocuklara geçer ve sınıflar kötü kokar. Öğretmenler, bu kötü kokunun kaynağını düşünmek yerine camdan görebildiği Elit City’de pastörize süt kokan çocukların sınıfında olmayı düşler. Oradaki sınıfın çilekli, vanilyalı havasını solumak ister. Öğrencilerin toplumsal durumlarının, öğretmenlerin gözünde onları yüceltmesi ya da aşağılaması yanlıştır. Öğretmenlerin tarafsızlıkları bu biçimde gölgelendiğinde öğrencilerinden onlara güvenmelerini, inanmalarını beklemek zordur.  

Öğretmenlerin hepsi elbette Çetin Bey, Ekrem Bey, Sevda Hanım, Çiğdem’in öğretmeni, Aysel’in İngilizce öğretmeni ya da Gülova Mahallesi’nin öğretmenleri gibi değildir.

İkizler İz Peşinde adlı kitapta yer alan öykülerden biri, “Emel Öğretmene Ne Olmuş?” adını taşır. Bu öykünün kahramanlarından Emel Hanım, kendisini dersine adamış bir öğretmendir. Bu olumlu özelliğinin yanında birçok öğretmen gibi onun da notu kıttır. Yüzü pek gülmez, güler gibi yapar. Öğrenciler, âşık olduğu zaman öğretmenlerindeki değişime tanık olurlar. Aşk, ona yakışır: “Zaten güzel bir kadın olan Emel öğretmen, gittikçe daha güzel, bakımlı ve mutlu görünüyordu. Onun mutluluğu derse de yansıyordu tabiî ki.” (İZP, s. 50)

Öğretmenin, öğrencisinin karşısına nasıl bir yüzle çıktığı eğitim/öğretimin başarısı açısından son derece önemlidir. Emel öğretmendeki değişimin öğrencilere nasıl yansıdığı ortadadır. Öğrenciler karşılarında asık değil, gülen yüzler görmek ister. Güler yüzlü bir öğretmenle iletişim kurmak, öğrenci için kuşkusuz çok daha kolaydır. Öğretmeniyle iletişim kurmayı başaran öğrenci, değer verecek ve değer görecek; bu da kuşkusuz okul başarısını artıracaktır. 
   
Saat Canavarı” adlı kitapta yer alan “Çukura Düşen Kurbağa” öyküsünün kahramanı Hasan, köyde yaşayan bir öğrencidir. Kentte yaşayan çocuklar gibi servise binip okuluna gitme olanağı yoktur. “Köy okulu evimizden hayli uzaktı. Okula gitmek için bir saat yürümek zorunda kalıyordum.” (SC, s. 41) Onun uzaktan yürüyerek geldiğini bilen öğretmeni, ondan yaptığı bu yürüyüş sırasında neler gördüğünü anlatmasını ister. Hasan’ı öğretmeninin ilgisi çok mutlu eder: “(Öğretmenim) düşlerini olumlu yönde geliştirmeli ve kullanmalısın Hasan, diyor, bunu nasıl yapacağımı anlatıyordu. Benim ileride iyi bir yazar olacağımı umuyormuş. Öğretmenimizi çok seviyordum. Benimle ilgileniyor, beni anlıyordu.”(SC, s. 42)  

Büyümenin Zamanı Geldi” romanının kahramanı Elif de öğretmenini çok seven öğrencilerden biridir. Onun da bu konudaki ölçüsü Hasan’ınkiyle aynıdır: “Onun da benimle yakından ilgilendiğini görüyordum.” (BZG, s. 29)

Sonuç
Buraya kadar üzerinde durulan tüm özellikleri birleştirdiğimizde öğrencilerin karşılarındaki öğretmenlerle görmek istedikleri öğretmenlerin birbirlerinden farklı olabildikleri ortaya çıkmaktadır. Bunun nedenleri bu çalışmanın konusu dışındadır ancak bu farklılığın öğrencilerin okul başarılarını olumsuz etkileyeceği ortadadır. Bu nedenle “nitelikli öğretmen” sorununun çözümü önemli ve önceliklidir. 

Yaşamla edebiyatın buluştuğu yerde, Miyase Sertbarut’un yapıtları, “öğretmen sorunu”na kimi satır aralarında kimi doğrudan dikkat çekerek “daha iyi bir eğitim öğretim”e sunduğu katkıyla “Yaşam, edebiyatla anlatılır ve anlaşılır.” gerçeğinin altını bir kez daha çizdi. Yapıtları, sözünün doğruluğunu kanıtladı.


Kaynak Kitaplar
Kapiland’ın Kobayları, Tudem Yayınları, 5. basım, 2011.
Sil Baştan Aşk, Tudem Yayınları, 2012.
İkizler İz Peşinde, Tudem Yayınları, 2. Basım, 2013.
Çöp Plaza, Tudem Yayınları, 2012.
Saat Canavarı, Paydos Yayıncılık, 2006.
Büyümenin Zamanı Geldi, Paydos Yayıncılık, 2006.

Sevda Müjgan Yüksel
Öğretmen Dünyası Dergisi, Temmuz- Ağustos 2014, 214-215. sayı