Site Menüsü

Şahmeran ve Yılankale

 Şahmeran efsanesi ‘bilimkurgu’ oldu!
 
Çocuk ve gençlik edebiyatının ödüllü yazarı Miyase Sertbarut, geçmişle bugünü buluşturan son romanı Yılankale’de, Çukurova’nın kadim öyküsü Şahmeran’ın insanlarla olan ölüm kalım mücadelesini dillendiriyor.
 

Gençler için kaleme aldığı romanlarıyla tanıdığımız usta yazar Miyase Sertbarut, son romanı Yılankale ile yeniden okurlarıyla buluşuyor. Çocuklara insan, tabiat ve hayvan sevgisi aşılamayı amaçlayan kitaplarında hayal gücüne yalın bir dille seslenmeyi tercih eden Miyase Sertbarut, Tudem Yayınları’nca yayımlanan ve 2004 Tudem Edebiyat Ödülleri Roman Yarışması’nda ikincilik ödülünü alan ilk gençlik romanı Sisin Sakladıkları ile hem okur kitlesini genişletmiş, hem de yeni edebi türlere yelken açmıştı.


Üniversite sınavlarına hazırlanırken, anne ve babası boşanma arifesinde olan İlay’ın, Kars yolculuğu sırasında yaşadığı heyecanlı macerayı fantastik bir dille anlatan Sisin Sakladıkları’nda Sertbarut, bilimkurgu türüne göz kırparak klonlama konusuna olan ilgisini ve gençlerin yaşadığı ergenlik sorunlarına karşı hissettiği duyarlığı açığa vurmuştu. İnsan neslinin ömrünü uzatmak için genleriyle oynanan kargaların çıldırarak insanlara saldırmasını engellemek isteyen İlay’ın, arkadaşı Fuat ve teyzesiyle kobay olmamak ve karga geni taşımamak için verdiği mücadele bir genç kızın büyüme serüveniyle paralel olarak anlatılıyordu.


2006 Tudem Edebiyat Ödülleri İlkgençlik Romanları Yarışması birincisi Kapiland’ın Kobayları romanında ise Sertbarut, günümüzde geçen distopik bir şiddet öyküsü anlatarak tastamam bilimkurgu türünü sevdiğini ilan etmişti. 7-17 yaş arasındaki çocuk ve gençleri şiddete yönelten bir virüsü yok etmek için piyasaya sürülen ‘anti-row’ adlı şurubun gençleri salt tüketime yönlendirmesini eleştirerek; gençlerin, ergenlik döneminde yaşadıkları fiziksel değişimlerin etkisiyle kapitalizmin harcama çılgınlığına nasıl müsriflik düzeyinde sürüklendiklerini anlatıyordu roman.


Şimdi ise, Yılankale’de, tarihi bir efsaneyi; Adana, Çukurova’nın kadim mitlerinden biri olan yılan-kadın Şahmeran’ın hüzünlü öyküsünü modern dünyada geçen bir öyküyle buluşturarak anlatıyor Miyase Sertbarut. Bu topraklarda yüzyıllardır kulaktan kulağa, dilden dile dolaşan yılan kraliçenin efsanesini, gizemli ve yine bilimkurgusal bir anlatımla kaleme alan Miyase Sertbarut’la, Yılankale ve yazın serüveni üstüne konuştuk.


Yılankale’de, Şahmeran efsanesini yeniden dillendirerek şiddete karşı bir tutam yılan saçı öneriyorsunuz. Bu fikir nasıl oluştu?

Bugün ne yazarsam yazayım, beni besleyen şey sanırım çocukluğum... Şahmeran çocukluğumun gizemli efsanelerinden biridir. Yılanlar, Şahmeran’ın insanlar tarafından öldürüldüğünü iyi ki bilmiyorlar, diye sevinirdim çocukken. Evet, şiddete karşı bir tutam yılan saçı öneriyorum! Günümüz genci bilime yönelsin, doğayı incelesin, laboratuarlarda sabahlasın, raporlar hazırlasın. İncelediği bir tutam saçın geçmişteki bir anneanneye mi, yoksa bir yılanlar kraliçesine mi ait olduğunu anlasın istiyorum. Bu, gençliği doğal olarak şiddetten uzaklaştıracaktır.


Efsaneyi farklı anlatımlarıyla derlemişsiniz romanınızda...

Efsane ve masallar, sözlü geleneğin içinde var olduğundan, değişik anlatımlarını duymak mümkün. Mardin’de başka türlü, Ceyhan’da başka türlü, evimizde başka, komşu evde başka türlü anlatılır. Okuyucu bu geleneği de fark etsin istedim. Ceyhan benim doğduğum yer. Ben eski güzelliğini ve kendi çocukluğumu da özlediğim için Yılankale kitabıyla biraz dolaşmak istedim o topraklarda. Yazarak zamanda yolculuk mümkün, kendi adıma bunu yaptım. 


Romanda, binlerce yıllık eski bir efsanenin sırrı neden günümüzde, Sonsuzluk Pasajı’ndaki Sahaf Sansar Sami’nin dükkânında bulunan Osmanlıca bir alfabe kitabındaki define haritasıyla çözülüyor?

Haritaları severim. Belki dünyaya kuşbakışı bakmamızı sağladıkları için. Yılankale romanında da bir harita kullanmak istedim ve harita eski olacağı için Osmanlıca olması doğaldı. Günümüz çocuğu Osmanlıca bilmiyor doğal olarak. Bunun Arap harfleriyle yazılmış Türkçe olduğunu bilgi olarak da aktarmak istedim.


Geçmişle bugünü, fantastik bir zamansal geçişle iç içe geçirme fikri neden doğdu peki?

Fantastik yazmak hoşuma gidiyor, daha özgür seçenekler sunuyor insana. Gerçeğin ve olabilirliğin katı duvarını fantazya kırabilir. Ama hiçbir kitabım bütünüyle fantastik değil benim. Her zaman yaşamın gerçeği, bu düşlemsel anlatımla yan yana ilerliyor. Yılanların kraliçesi hiçbir zaman yaşamamış olabilir, ama bu efsane yüzlerce yıl anlatıldı. Şahmeran sureti tepsilere nakışlandı, duvar halılarında yerini aldı. İnsanlar onun gerçekliğine inandılar. Ben de bunu yansıttım romanıma.


Şahmeran’ın romanda, insanlardan gizlenmeye karar vermesi, onun ezeli öldürülme korkusu ve ölümsüzlükle nasıl ilişkilendirilebilir? 

Ben Şahmeran’ın ölmesini istemeyenler tarafındayım. Bu ihanet, çocukluğumdan bu yana içimi acıtan bir sondur. İyilik yapmıştır ve sonucu kötülük olmuştur. Bu nedenle onu yaşatmak istedim. Onu yaşatacak şey de geride bıraktığı bir yumurta olabilirdi; kendine benzeyen, yarısı yılan, yarısı insan bir canlı. Belki de insanın içindeki iyi ve kötü ikilemini simgelediği için böyle bir canlı seçmiş olabilirim. Yaşayan tüm canlılarda olduğu gibi onda da ölüm korkusu var, ölümsüz olsa da. Bu korkuyu var eden şey, yaşama olan bağlılık sanırım. Yaşamayı sevenler, ölümden korkarlar.


Yazınsal sürecinizde bu romanın yerini nasıl değerlendirirsiniz?

Romanlar, öyküler yazmayı sürdüreceğim. Amacım geride iyi şeyler bırakmak ve yazarken de mutlu olmak. Her kitap tamamlandığında yeni bir kurguya başlamanın heyecanı kaplar içimi. Şimdi ne yazmalıyım? Aynı düzlemde gitmek istemem, Yılankale’de kullandığım Şahmeran efsanesi gibi, bir başka efsaneden yola çıkıp benzer bir kurgu oluşturmak benim için sıkıcı olur. Yılankale farklı bir tat oldu benim için, umarım okurlar için de öyle olur.


Romanda Yaşar Kemal’den bahsediyorsunuz. Genel olarak hangi romanlarıyla Yılankale ve Çukurova’yı bütünleştirebilirsiniz?

Yılankale’de halkın yazar deyince aklına gelen ilk isimlerden birini kullanmam gerekiyordu. Çukurova’da yaşayan insanların gururla andıkları önemli biri olmalıydı bu kişi ve Yaşar Kemal’den başkası olamazdı. Kitaplarını okumamış bile olsalar insanlar Yaşar Kemal’i bilir ve severler. Homeros gibidir. Bu romanı onun herhangi bir kitabıyla bütünleştiremem ama yapıtlarında sözlü edebiyat geleneğinden, mitolojiden bolca yararlanan biri olduğundan, Yılankale’de Şahmeran efsanesinden yararlanmam belki bir ortak noktadır.


İnsanoğlunun iyilik-kötülük, erdem ve ölümsüzlük arayışlarını sorgulayarak Şahmeran efsanesinin felsefesini de yapıyorsunuz...

Tarihin en eski yazılı destanı Gılgameş Destanı’nda bile sorgulanır ölümsüzlük. Bunlar, üzerinde düşünülmesi gereken kavramlar.  


Genetik bilimine de distopik bir biçimde değinerek aslında romanın sonunda şifa ve adalet kavramlarını, yasa ve bilimsellikle açıklayabilecek bir dünyanın peşindesiniz, değil mi?

George Orwell, 1984’te der ki, “Bilinçleninceye dek başkaldıramayacaklar, başkaldırmazlarsa da hiçbir zaman bilinçlenemeyecekler.” Ben çocuk ve gençlik edebiyatında doğrudan olmasa da, zaman zaman başkaldırı önermelerinde bulunurum ya da başkaldırıyı sempatik kılarım. Yılankale’yi veya Kapiland’ın Kobayları’nı yetişkinler için yazsaydım ortaya bütünüyle anarşist ve yıkıcı bir roman çıkardı. Yazıdaki bu arayışlarım, elbette başkaldırı ve yıkımın ardından daha adaletli, daha yaşanır bir toplumsal düzeni özlediğimdendir. Bundan sonra yazacaklarım distopik kurgular içerse de ütopya’yı asla yitirmek istemem.

 

Yılankale
Miyase Sertbarut
Tudem Yayınları / 127 sayfa